Hipertansiyon (Yüksek kan basıncı)

 

Sigara içimi  -  Obesite(şişmanlık)

 

Hipertansiyonun Derecesi
Hipertansiyon,az ya da çok bilinen nedenlere dayanan sınıflandırılmasına ek olarak şiddet derecesine göre de sınıflandırılabilir.

*Arteryel hipertansiyon tipi

Kan basıncı düzeyi

Sınırda

140/90-160/95

Hafif

160/96-160/105

Orta şiddette

161/106-180/115

Şiddetli

180/115 üzeri



Buradaki sınıflandırmaya göre en sık karşılaşılan tip sınırda ve hafif hipertansiyondur.

Tansiyon konusundaki sorularınızı
info@tansiyon.gen.tr adresine yollayabilirsiniz. Web sayfamızı ziyaret ettiğiniz için teşekkürler. Her ay değişik konu ve sorularla buluşmak umuduyla.

 

Yüksek tansiyon ihmal ediliyor


Son 25 yıldır tıp dünyası hepimizi kan basıncının yüksek olmasının getireceği tehlikelere karşı uyarıyor. Genellikle belirtisi olmayan bu sorun kalp hastalıkları, böbrek yetmezliği ve felç gibi sorunlara davetiye çıkarıyor. Kan basıncı 140/90 mm hg'den yüksek olan kişiler için bir tehlike söz konusu. Fakat iki yıl önce yapılan bir araştırma yüksek tansiyonla mücadele eden doktorları şaşırttı. Yüksek tansiyonu olduğunu öğrenip tedavi olan hastaların sayısında büyük bir azalma görüldü.

Yüksek tansiyon tehlikesinin artmasının pek çok nedeni olabilir. Amerikalı doktorlar, son yıllarda herkesin kolesterol derdine düştüğünü ve yüksek tansiyon sorununun bu yüzden unutulduğunu belirtiyorlar. Normal koşullar altında kan damarları yaklaşık 100 yıl sağlam kalabilirler. Yüksek tansiyonun neden olduğu hasarlar, damarların ömrünü azaltır. Damarların hasar gören bölümlerinde kolesterol depo edilmeye başlar ve kanın akışı daha da zorlaşır. Kısacası yüksek tansiyon en az kolesterol oranının yüksek olması kadar tehlikelidir.

Kan basıncının sorun yarattığı bölgeler

1- Kalp: Kas zayıflar, kalp krizi
2- Beyin: Felç
3- Böbrekler: Böbrek yetmezliği
4- Akciğerler: Organlarda hasar
5- Gözler: Körlük
6- Kol ve bacaklar: Ağrı ve cilt ülserleri

Tedavi yöntemi

Yüksek tansiyondan yakınan hastalara bir ya da iki tür ilaç verilir. Bu ilaçlar kan basıncını kontrol altında tutar. Eğer verilen ilaçlar hafif bir depresyona neden oluyorsa doktora baş vurup ilaçları değiştirmek mümkündür. Yüksek tansiyona karşı kullanılan pek çok ilaç var.

Doğru beslenmek ve vücut egzersizleri, ilaç gereksinimini azaltabilir, hatta bazı durumlarda ilaca gerek kalmayabilir.

1997'de yapılan bir çalışma, meyve sebze ve yağsız süt ürünlerinden oluşan bir diyet ve doymuş yağlardan uzak durmanın kan basıncını düşürdüğü sonucunu ortaya çıkardı. Günde sekiz-on kez meyve ve haşlanmış sebze yemeye alışmak biraz zaman alabilir. Fakat bu çabaların boşa gitmeyeceği de akılda tutulmalı. Bu arada fazla kilolardan kurtulmak gerek. 4-5 kiloluk bir fazlalık bile ciddi tehlike oluşturabilir. Ayrıca soğukalgınlıklarına karşı kullanılan ilaçları rasgele tüketmemeli. Düzenli olarak kan basıncını ölçtürüp gerektiğinde önlem almak, sizi büyük tehlikelerden korur.

Kaynak : Hürriyet Gazetesi 27 Ağustos 1999

 

 

Geceleri aşırı çarpıntım oluyor

Doç.Dr.Gündüz Tezmen

31-7-2001                     Hürriyet

 

67 yaşındayım. Çocukken geçirdiğim tifo dışında hiçbir sağlık sorunum olmadı. Ancak 4 yıldan beri yüksek tansiyonla tanıştım.

Sürekli ilaç kullanarak tansiyonumu 13-14/8 civarında tutuyorum. 3 yıldan beri geceleri çarpıntı ataklarıyla uyanmaya başladım. Beynim uyuşuyor gibi oluyor, kalbim yerinden çıkacak gibi... İş tempom gereği düzenli bir beslenmem yok. Akşam geç saatte ve aşırı yemek yiyorum...
S.OKAN/İSTANBUL

EĞER yazılarımı sıklıkla okuyorsanız, gece geç saatlerde ya da sabaha karşı oluşan çarpıntılı ataklarda, öncelikle kan şekeri dengesinin araştırılması gerektiğini önerdiğimi okumuş olmalısınız. Tıp dilinde reaktif hipoglisemi denilen durumda, özellikle aşırı yemek ve hele unlu ve şekerli, yani karbonhidratlı gıda yenildiğinde, ensülin salgısının uyarılmasına bağlı olarak kan şekerinde normalin altına inişler görülebilir. Kan şekeri düştüğünde uykusuzluk, çarpıntı, titreme, soğuk terleme gibi belirtiler görülebilir. Bu tablo, bir şeyler yenildiğinde kısa zamanda düzelir. Hatta çoğu zaman bünyenin stoklarından glikoz üreterek kana verilmesiyle, kendiliğinden düzelebilir. Böyle bir durumdan şüphelenildiğinde, şeker yükleme testi de denilen, glikoz tolerans testi yapılabilir. Ayrıca çarpıntının ne şekilde oluştuğunun anlaşılması için, Holter denilen tetkik de yapılabilir. Bu tetkikte, walkman denilen portatif kaset dinleme cihazlarına benzeyen kayıt aletlerini takarak 24 saat süreyle kalp elektrosu kaydı alınır, Böylece kişiler normal yaşantısını sürdürürken kalbinde ne gibi değişikliklerin olduğu belirlenmiş olur. Örneğin sizde böyle bir alet takılıyken söz konusu ettiğiniz atak ortaya çıkarsa, kalbinizin o anda nasıl bir ritmle attığı belirleneceği için teşhise yardımcı olacaktır. Bu gibi atakların her gece değil de zaman zaman olduğu hallerde de buna benzer ama başka sistemle çalışan cihazlar kullanılabilir. Bu cihazlar vücutta günler ve hatta haftalarca kalabilir. Kalpte bir değişiklik hissedildiğinde düğmesine basılır ve daha sonra da telefon aracılığıyla veriler bir merkeze aktarılır ve çarpıntı atağının bir süre öncesinden itibaren yapılmış olan kayıtlar incelenerek teşhis konulmaya çalışılır.
Özetle, sizin durumunuzu aydınlığa çıkartmak çok zor değil.

 

 

Yüksek tansiyon - Hipertansiyonla yaşama rehberi


Her on erişkinden ikisi yüksek tansiyonlu. Felçten beyin kanamasına dek birçok hastalığa neden olan hipertansiyon ilaçlar düzenli kullanılıp hekimle iletişim halinde kalındığında endişe verici olmaktan çıkıyor.

Erişkin nüfusun yüzde 15-25’inde görülen hipertansiyon (yüksek tansiyon) tedavi edilmediği takdirde felçten beyin kanamasına kadar pek çok sağlık sorununa yol açıyor. Ancak uzmanlar, 'Eğer hasta hekimiyle sürekli iletişim halinde olur, ilaçlarını düzenli kullanırsa korkması için bir neden yoktur' diyor.

Nedeni bilinmiyor
Hipertansiyon, ‘ölçülen kan basıncının normal kabul edilen değerlerin üstünde olması’ şeklinde tanımlanıyor. En az üç kez farklı zamanlarda yapılan ölçümlerle tespit edilen 140 mmHg ve üzeri sistolik (büyük tansiyon), 90 mmHg ve üzeri diyastolik (küçük tansiyon) kan basıncı değerleri yüksek tansiyon olarak kabul ediliyor.

Kulak çınlaması, baş dönmesi, bulantı, kusma, burun kanaması ve çarpıntı gibi şikayetlerle kendini gösteren hipertansiyon kontrol altına alınabilir bir hastalık olarak kabul ediliyor. Tedavi edilmediği takdirde felç, kalp hastalığı, beyin kanaması, böbrek hastalıkları, aortta yırtılma, gözde kanlanma ve yırtılma, koroner arter hastalığı, ani ölüm gibi sorunlara yol açıyor.

Hipertansiyon vakalarının yüzde 90’dan fazlasında hastalığın oluşum nedeni bilinmiyor. Ancak, hastalık ırsi ve çevresel etkenlerin belli oranlarda bir araya gelmesi ile ortaya çıkıyor. Alkol, sigara, şeker hastalığı, aşırı tuz, şişmanlık, doğum kontrol hapları, hareketsizlik ve stres gibi çevresel faktörler hipertansiyon gelişimine neden oluyor. Hipertansiyon hastalarının yüzde 10 kadarında, başka bir hastalığa bağlı olarak gelişiyor.

Tansiyon ölçerken dikkat
Tansiyon basıncı değerini ölçerken doğru sonuç alabilmek için bazı kurallara uyulması önem taşıyor. Fiziksel yorgunluk, ani üzüntü ve korkuyu takip eden sürede tansiyonun ölçülmemesi, bir saat önce çay, kahve alınmamış olması, son 15 dakika içinde sigara içilmemiş olması gerekiyor.

Doktorlar yüksek tansiyonla mücadele için beslenmeye dikkat edilmesi, tuzun kısıtlanması, fazla kiloların rejim yoluyla azaltılması, sigaranın bırakılması, egzersiz yapılması ve ilaç kullanılması gerektiğini belirtiyor.

Hastanın kan basıncını düzenli aralıklarla kontrol ettirmesi, diyet ve tedaviye sıkı bir şekilde uyması gerekiyor. Uzmanlar, hekimle sürekli iletişim halinde olunduğunda ve ilaçlar düzenli kullanıldığında yüksek tansiyondan korkulması için neden olmadığını vurguluyor.

Kaynak : Hürriyet Gazetesi 9 Ekim 2000

Kabak yüksek tansiyona iyi geliyor

06.03.2002 Hürriyet

 

Potasyum açısından zengin bir kaynak olan kabağın, yüksek tansiyona karşı etkili olduğu belirtildi. ABD'deki Missisippi Üniversitesi'nden uzmanlar, yüksek tansiyona karşı sodyum tüketiminin azaltılmasını, potasyum, kalsiyum ve magnezyumun önerilen miktarlarda tüketilmesini salık verdiler.

Potasyum açısından muzun zengin bir kaynak olduğunun bilindiğine işaret eden uzmanlar, aynı büyüklükteki bir muz ile bir kabakta aynı oranda potasyum bulunduğunu belirttiler.

Bir muzun 100'ün üzerinde kalori içerdiği, aynı büyüklükteki bir kabakta bulunan kalorinin ise 30'un altında olduğu biliniyor. Uzmanlar, özellikle kilo sorunu olanların potasyum açısından muz yerine kabak tüketmelerinin daha uygun olacağına dikkat çekti.

Kabağın yüksek tansiyonu düşürmesinin yanı sıra inme riskini azalttığı ve sinirler arasında iletişime yardımcı olduğu kaydedildi.

Araştırmacılar, potasyum haplarının bazı kişilerde düzensiz kalp atışlarına neden olabildiğini, bu yüzden potasyumun yiyeceklerden sağlanmasının daha yararlı olacağını söylediler.

Muz, kabak, karpuz ve somon balığında bulunan potasyumun, günde 3 bin miligram alınması gerekiyor. Örneğin, orta boydaki bir muz ya da kabakta 450 miligram potasyum bulunuyor.

 

Yüksek tansiyonda yeni dönem

Hürriyet 28.03.2002

 

Losartan etken maddeli yeni hipertansiyon ilacının aynı amaçla kullanılan Beta-Bloker Atenolol'a göre inme riskini yüzde 25 azalttığı gösterildi.

5 yılda, 7 ülkede, 945 merkezde ve 55-80 yaşlarındaki 10 bine yakın kadın ve erkek hastada yapılan ve ilacın başka bir hipertansiyon ilacı olan Beta-Bloker Atenolol ile de karşılaştırıldığı araştırmaya göre Losartan, kardiyovasküler ölüm, kalp krizi ve inmeden oluşan birleşik riski azaltmada diğer ilaca göre daha etkin. Amerikan Kardiyoloji Birliği'nin 20 Mart Cuma günü yaptığı 51'inci Yıllık Bilimsel Toplantısı'nda açıklanan araştırmanın sonuçlarına göre Losartan, kardiyovasküler hastalık ve ölümü (kalp krizi ve inme dahil) Beta Bloker Atenolol'a göre yüzde 13 azalttı.  

 

İnsan vücudunda, tüm organ ve dokuları besleyen damarlar damarlarda kan dolaşımının olabilmesi için evimizdeki musluklara suyu taşıyan su borularındaki gibi bir basınç gerekmektedir. Bu basıncın normalden fazla olmasına “hipertansiyon” denir. Diğer adı YÜKSEK TANSİYON’dur. Kan basıncı ölçülürken iki değere bakılır:

·       Büyük tansiyon (sistolik kan basıncı)
·       Küçük tansiyon (diyastolik kan basıncı)

Kalbin kasılması sırasında ölçülen kan basıncı, büyük tansiyon, gevşemesi esnasındaki kan basıncı ise küçük tansiyondur. HiPERTANSiYON, tanısı için büyük ve küçük tansiyondan birisinin normalden yüksek olması yeterlidir. Bu konu unutulmamalıdır. Bazı hastalar küçük tansiyondaki yüksekliği önemsememektedir ki; bu çok yanlıştır.
Oldukça yaygın bir hastalıktır. Hastaların azımsanmayacak bir kısmının kan basıncı yüksekliğinin farkında olmaması, hastalığın önemini artırmaktadır.
Tuz tüketiminin fazla olduğu toplumlarda, kan basıncı yüksekliğine daha sık rastlanır. Amerika Birleşik Devletleri’nde, hipertansif hasta sayısı, yaklaşık 50 milyondur. Türkiye’de, 1993 yılında yapılan bir çalışmada, 4023 adet kan basıncı ölçümü yapılmıştır. Bu çalışmada, diyastolik kan basıncı, hastaların % 36’ sında 85 mm Hg, sistolik kan basıncı
% 20’sinde 145 mm Hg’dan daha yüksek bulunmuştur.
70 yaşın üzerinde, hipertansiyon sıklığı % 30’lara çıkabilir.

Özet olarak; toplumdaki  beş –altı erişkinden birinde, kan basıncı yüksekliği vardır.

Nasıl su borularında basınç artışı, tıkanma ve patlamalara yol açarsa, hipertansiyon da damarlarda patlamalara ve tıkanmalara yol açar. Tüm organ ve dokularda damar olduğu için hipertansiyon tüm vücudu etkileyebilir. En çok zarar gören organlar; kalp, beyin, böbrekler, büyük atardamarlar ve gözlerdir...
Hipertansiyon bu organları etkileyerek kalıcı sakatlıklara, felçlere ve ölümlere yol açabilir.

Hipertansiyonun vücuda verdiği başlıca zararlar, aşağıda özetlenmiştir:
·       Kalp yetmezliği, kalp büyümesi, kalbi besleyen damarlarda daralma (koroner arter darlığı) ve tıkanma (kalp krizi)
·       Beyin kanaması, felç, beyin damarlarında daralma ve tıkanma,
·       Böbrek yetmezliği, böbrek fonksiyonlarında bozulma, 
·       Görme azalması ve körlük, 
·       Büyük atardamarlarda genişleme, yırtılma, tıkanma. Bunların sonucunda, kangren veya ani kanamalara bağlı ölüm meydana gelir.

Hipertansiyonun vücuda verdiği bu zararlar, hastaların moralini bozmamalıdır. Çünkü, tedavi edilebilir bir hastalıktır ve yeterli tedavi ile bu zararlar minimuma indirilebilir.

Dr. Işıl Yurdaışık
İstanbul - 05.10.2000
http://afyuksel.com


 

once.gif (193 bytes)