|


SU-1
Ben, güneşin doğduğu yerlerin en serin
dağlarından kopup çağıldardım
günbatımına doğru.Eflatun şafaklar yakamozlanırdı
üzerimde.Titrerdim.
Her renkten bin renk doğurup yansıtırdım yine
size.Sabahları gecelere,geceleri
sabahlara kavuşturup,şarkılar taşırdım dört dilde
dört bir yanıma;
hani o dudaklarınıza takılan,düğünlerde
söylediğiniz...
Ben geçtiğim her yerinizi, dokunduğum her
toprağınızı, ıslattığım
her yüreğinizi bereketimle kutsardım.Her yaştan ,her
dinden,her renkten
çoçuğunuz benimlke yıkanmadı mı yüzyıllardır?
Ağularınızı bende arıtmadınız mı,
günahlarınızı bende temizlemediniz mi?
Siz batıya giden yolları benden
sorardınız.Yıldızlarınız saçlarını benim
şavkımda tarar,hayatın ilk damlasını bende tadardı
göbeği yeni kesilmiş kızanlarınız.
Bilgeleriniz kıyılarıma oturup,kıyısızlığı
konuşurlardı sabahlara kadar.
Nice çaresiz gözyaşı karıştı tuzuma ve kellesine
ferman çıkarılmış nice yiğidin kanı...
Ben önüme örülen duvarı yerle yeksan eder,
yönümü değiştirmeye yeltenen her gafili denize
dökerdim.
Ben çatlamış dudaklar içim akardım: kurumuş yürekler
ve tomurcuğa durmuş tohumlar için...
Benim adımın geçmediği tek bir tarih kitabı
bulamazsınız.Çünkü bir kıyımda
ölülerinizi yıkardınız, öbür kıyımda kılıçlarınızı:
bir kıyımda köleliğinizi ağlardınız,öbür kıyımda
isyanlarınızı:
bir kıyımda hayatı döllerdiniz,öbür kıyımda ölümü...
Bütün sırlarını bana kusardı yüreği alazlanmış
gençkızlarınız ve
cepheden bir mektup bekleyen analarınız gelip bana
yanardı hasretlerini.
Ben tepeden tırnağa dikkat ve susku kesilip
dinlerdim...
Benimde ağladığım olmuştur elbet.Ama ben kimseler
görmesin diye
yağmurlarda ağlardım hep.Vakur ve onurluydum.
Yağmurlarda yıkanır, dolar dolar boşalırdım.
Nasıl da armağanlar taşırdım size.Nasılda hoşgörürdüm
sizi
bir uçtan bir uca kıpkızıl kana kesilmişken bile...
Öykünün devamı için tıklayınız
Uğur
Özakıncı

|